top of page

Kendimle Nasıl Savaşabilirim?

Leonardo Da Vinci’den ZenFit Journey’e 

Bir gün, Leonardo da Vinci’yi anlatan bir dizi izliyordum. Dizi tamamen tarihi yansıtıp yansıtmadığıyla ilgili net bir bilgim yok ama beni çok etkiledi. Özellikle de bu kısmı:  Leonardo’nun tasarladığı savaş makinesi tasarımı çalınır ve zaman içerisinde savaş sırasında bazı değişiklikler yapılarak makinesi düşman tarafından üretilir ve kendi yaratısıyla bir savaş meydanında karşı karşıya gelir. İşte o an, tarihî bir gerçeklikten çok derin bir metafora dönüşen o sahne: Leonardo, kendi eserine bakarak “Kendimle nasıl savaşabilirim?” diye sorar.Bu soru, zihnimde hiç beklenmedik bir şekilde yer etti. Her zaman yapabileceklerim ve insanların yapabilecekleri beni korkutmuştur. Yıllarca üzerinde düşündüm. Bir sanat yöneticisi olarak hem okul yıllarında hem de daha sonrasında da İtalya’da geçirdiğim zamanlarda, Leonardo’nun eserlerini incelerken hep bu sorunun izini sürdüm. Çünkü bu, yalnızca bir diziden alıntılanmış bir cümle değil; hepimizin içinde yüzyıllardır süren, üzerine bir çok kişinin düşündüğü hatta üzerine felsefe kuramları yazıldığı yaratma ve yok etme, ilerleme ve kendini sabote etme arasındaki ezeli çatışmaydı. Bu çatışmalar içerisinde çevreye ve kendimize verdiğimiz, verebileceğimiz zarar.. İşte tam da bu noktada, Zen felsefesi ve savaş sanatlarının kadim bilgeliği devreye girdi. Öğrendim ki gerçek savaş sanatı, dışarıdaki bir düşmanla değil; içerideki düşmanla – korkularımız, şüphelerimiz, kendi kendimize koyduğumuz sınırlarla – yüzleşmekti. Ve nihai zafer, bu savaşı sonlandırmaktı.Leonardo’nun o kurgusal veya gerçekten yaşınmış o sorusu, bana kendi iç savaşımı fark etmemi ve onu nasıl bitireceğimi araştırmamı sağladı. Onun disiplinli yaratıcılığı ile Zen’in sade ve derin bilgeliğini birleştirdim. Zihnimdeki ve hayatımdaki fazlalıkları attım. Gürültüyü susturdum. Gördüm ki kendinle savaşın bitince çevreyle de bitiyor. Ve işte o zaman ZenFit Journey doğdu. Bu yolculuk, tam da Leonardo’nun o sorusundan yola çıkarak şekillendi: “Kendimle savaşmayı bırakıp, kendimle uyum içinde nasıl yaşayabilirim?” Sanat, spor, felsefe, bilim diyince aklıma ilk gelen sanatçı şüphesiz Da Vinci. Da Vinci’nin beden üzerine yaptığı araştırmalar ve o araştırmaları nasıl sanatına entegre ettiğine her zaman hayran kalmışımdır. Hocalık ve sanat yöneticisi yolumda da multi disipliner biri oldum ve çoklu beslenmeyi ön planda tuttum. Bu anlamda Da Vinci her zaman ilk ilham kaynağım oldu. Her ne akım yarattıysam kendi başına bir sanat eseri olmasına özen gösterdim tıpkı Da Vinci gibi.

 

Artık antrenmanlar sadece fiziksel birer egzersiz değil; içsel bir arınma. Her hareket, zihnin ve bedenin uyum içinde çalıştığı bir meditasyon. Mindfulness, nefes ve fonksiyonel egzersizlerle (yoga, pilates, düzeltici egzersiz, sağlık için egzersiz), bedenimizi ve zihnimizi bir “savaş alanı” olarak değil; bir uyum ve estetik bir sanat eseri olarak görüyoruz.Leonardo’nun “Sadelik, nihai sofistikasyondur” sözü, bu sistemin temel taşı oldu. Onun altın oran arayışı, bizim bedenimizin doğal, güçlü ve estetik formuna olan yolculuğumuzla birleşti.Dizideki o sahne kurgusaldı belki, belki de gerçek hiçbir zaman bilemesem de verdiği ilham ve açtığı yol çok gerçek. Çünkü gerçek dönüşüm, kendimizle savaşmayı bırakıp kendimizi en saf, en güçlü ve en zarif hâlimizle kucaklamakla başlar.


Ve tüm bu yolculuğun sonunda, kendi felsefem doğdu:“Düşmanını aşağılayanın savaşı, benim savaşım değil.”

Bu, yalnızca bir prensip değil; bir varoluş biçimi. Zaferin, başkasını ya da bazen kendimizi küçültmekte değil, kendi değerini ve gücünü sağlam, dingin ve şefkatli bir zeminde farkındalıkla, zarafetle inşa etmekte olduğunu anlamaktı. Kendi kişisel değerim, çevremde gördüğüm değerler, etkileşimde olduğum insanlar, tüm canlılar ve evrene bakış açım... Hepsi bu tek cümlenin etrafında bir bütünlük oluşturdu.İşte gerçek ‘güç’ tam da burada, hiçbir şeye, hiç kimseye ve hatta kendine bile tepki vermek zorunda hissetmediğin o özgür ve sakin alanda ortaya çıkıyor. Bu, dışarıda bir düşman aramadan, kendini kendine düşman görmeden, içerideki savaşı sonsuza dek bitirmenin son zaferi.


Çünkü gerçek dönüşüm, kendimizle savaşmayı bırakıp kendimizi en saf, en güçlü ve en zarif hâlimizle kucaklamakla başlar.

Comments


bottom of page