top of page

Zanshin X Sindirmek X Dönüşmek

 

Zen’de bir kavram vardır: Zanshin

 

Yani  “geride kalan zihin”

Ama bu çeviri, kavramın derinliğini tam karşılamaz.

Çünkü Zanshin, geride kalan bir şey değil…

devam eden bir bilinç hâlidir.

 

Klasik olarak Japon savaş sanatlarında karşımıza çıkar.

Bir ok atarsın.

Bir kılıç savurursun.

Bir teknik yaparsın.

 

Eylem biter.

 

Çoğu insan o anda gevşer.

Düşer.

Kapanır.

 

Ama Zanshin’de bu olmaz.

 

Eylem bittikten sonra bile:

 

  • Dikkat devam eder

  • Beden uyanık kalır

  • Zihin açık kalır

 

 

Bu bir gerginlik değildir.

Bir kasılma değildir.

Tam tersine:

 

Rahat ama dağılmamış bir hâl.

 

Zanshin’in özü şudur:

Hiçbir şey gerçekten bitmez.

 

Yaptığın her hareket,

yaşadığın her deneyim,

kurduğun her temas…

 

Sende kalmaya devam eder.

 

Ve asıl mesele, o şeyin sende nasıl kaldığıdır.

 

Zen’de şöyle bir anlayış vardır:

Ok hedefe vardığında, atış hâlâ devam eder.

 

Çünkü eylem sadece o an değildir.

Eylemin etkisi, senden akmaya devam eder.

 

Benim için Zanshin tam olarak burası:

Bir şey yaşandıktan sonra onunla kalabilmek.

Onu gözlemleyebilmek.

Onun sende nasıl dolaştığını fark edebilmek.

  

Deneyime her zaman çok önem verdim.

Zenfit Journey’i deneyimin üzerine kurdum.

 

Ama bugün görüyorum ki,

bir sonraki en önemli aşama:

 sindirmek.

 

Çünkü deneyim tek başına yeterli değil.

 Sindirilmeyen deneyim, dönüşmez.

 Hatta daha da net söyleyebilirim:

 

Sindirilmeyen her şey, insanın başına bela olur.

 

Bu sadece yemekle ilgili değil.

 

Bilgi…

Deneyim…

Konum…

Sahip oldukların…

Hatta kim olduğun…

Kısacası tüm varlığın..

 

Eğer bunları sindirmezsen,

onlar seni beslemek yerine yük olmaya başlar.

 

Bugün birçok insan:

 

  • Çok şey biliyor

  • Çok şey yaşamış

  • Çok şey deneyimlemiş

 

 Ama çok az şeye gerçekten dönüşmüş durumda.

 Çünkü aradaki en kritik aşama atlanıyor:

 Sindirmek..

 

 Bunu çok somut bir yerden anlatmayı seviyorum:

 Bir portakal yediğinizi düşünün.

 

Portakal

C vitamini içerir.

Bu bir bilgidir.

 

Onu yediğinde,

o artık deneyime dönüşür.

 

Portakalı yedikten sonra

Vücudun

 

  • Ayıklar

  • Sindirir

  • Gerekli olanı alır

  • Fazlalığı atar

 

 Ve o vitamin,

bedende başka bir şeye dönüşür.

Enerjiye.

Ve sen o enerjiyle bir şey yaparsın.

 

İşte o zaman:

dönüşüm gerçekleşir.

 

Hayatın her alanı böyledir.


Bu noktada Aristotleun çok temel bir yaklaşımıyla da kesişiyoruz:

Deneyimlenmeyen bilgi, gerçek bilgi değildir.

Ben bunu bir adım ileri taşıyorum:

 

Sindirilmeyen deneyim de, gerçek dönüşüm değildir.

 

Benim yaptığım işin özü de burada.

Ben sadece insanlara bir şey öğretmiyorum.

Sadece bir deneyim yaşatmıyorum.

O deneyimin onların içinde gerçekten bir şeye dönüşmesini çalışıyorum.

Çünkü benim için mesele:

Doğru hareketi yapmanın yanında

o hareketten sonra ne olduğunun farkında olmak.

Seans bitse bile sürecin devam etmesi günlük hayatla içiçe geçmesi.

İşte bu yüzden Zanshin’i kullanıyorum.

 

Hayat bir akış.

 Ve bu akışın içinde

farkında kalabilmek benim için çok değerli.

Çünkü eğer farkında değilsen,

Seçimlerini kendin yapmıyorsundur.

zihin boşluk sevmez demiştik bir önceki podcast bölümünde

Sen o boşluğu bilinçle tutmazsan,

zihin onu otomatik olarak doldurur:

 

  • Eski alışkanlıklarla

  • Kalıplarla

  • Korkularla

 

Yani aslında:

 Seçmediğini düşündüğün anlarda bile,

bilinçsizce seçiyorsundur ama sonuç olarak seçimlerini kendin yaptın sanıyorsundur.

 

Bu, benim başka bölümlerde anlattığım

“seçmemeyi seçme” paradoksuyla da birleşiyor.

Mutlaka bir göz atın.

Zanshin burada da devreye giriyor:


Akışta kal
Ama uyanık kal.

 Beden tarafında da durum aynı.

 Hiçbir rahatsızlık bir günde oluşmaz.

 

  • Küçük tekrarlar

  • Fark edilmemiş alışkanlıklar

  • Sindirilmemiş yükler

 zamanla birikir.

 

Postür bozulur.

Nefes değişir.

Beden kompansasyon yapar ve başka bir çok daha durumu doğurur.

 

Yani aslında:

Beden, sindirilmemiş şeylerin de kaydını tutar.

 

Burada çok önemli bir katman var:

Sindirmek…

Sindirmek, yavaşlamayı gerektirir.

 

  • Kalmayı

  • Hissetmeyi

  • Gözlemlemeyi

  • Ayıklamayı

 

 Ama bugün hayatımıza giren hız,

bizi tam olarak bunlardan uzaklaştırıyor.

 

Hızlı yaşıyoruz.

Hızlı tüketiyoruz.

Hızlı öğreniyoruz.

 

Ama:

yavaşlayıp sindirmiyoruz.

 

Bugün bilim tarafında da benzer bir yere geliyoruz.

Özellikle Neuroscience ve Cognitive Science şunu söylüyor:

 Bir şeyi sadece düşünmekle,

onu gerçekten deneyimlemek arasında

beyinde çok farklı süreçler çalışıyor.

 

Ama daha da önemlisi şu:

Deneyim, sinir sisteminde işlenmeden kalıcı hâle gelmez. 

Bunun yanında son bilimsel araştırmalar tekrarın da önemine değiniyor.

 

Yani bir şeyi yaşamak yetmez.

Sinir sistemi onu:

 

  • Algılar

  • Anlamlandırır

  • Düzenler (regüle eder)

  • Ve hafızaya yerleştirir

 

 Bu süreç tamamlanmadığında ise:

 Deneyim ya yüzeyde kalır

ya da bedende “işlenmemiş” olarak tutulur.

 

Ama işlendiğinde:

Davranışa, seçime ve kimliğe dönüşür.

 

Düşünceyi düşünmeyi nasıl pratik ediyorsak, belki de deneyimi de deneyimlemek gerekiyor.

Yani:

Sadece yaşamak değil,

yaşadığını fark etmek.

 

Sadece yapmak değil,

yaptığının sende neye dönüştüğünü de izlemek.

 

Burada çok net bir gerçek var:

Gördüğünüz gibi dönüşüm de bir akış.
Bir süreç.

 

Bir günde dönüşmüyoruz.

Hayatımıza koyduğumuz 5 dakikalık bir pratikle de dönüşmüyoruz. 

Adı her ne kadar havalı olsa da ben atomik alışkanlıkların hayatımızda çok büyük etkiler yarattığını düşünmüyorum ama tamamen olmasınlar da demiyorum yanlış anlaşılmasın.

 

Bir portakal yediğinizde bile,

arkada günler boyunca çalışan kocaman bir sistem var.

 

  • Sindirim sistemi çalışıyor

  • Hücresel süreçler devrede

  • Enerji üretimi devam ediyor

 

 Yani küçücük bir şeyin bile

arkasında büyük bir süreklilik bir sistem var.

 

Bu yüzden gerçekten dönüşmek istiyorsak:

Bir anlık motivasyonlara değil,

bir sisteme ihtiyaç duyarız.

 

Ve o sistem:

 

Sadece derste,

sadece pratikte,

sadece belli bir zaman diliminde değil…

 

Hayatın içine yayılmalıdır.

Benim yaklaşımım da tam olarak bu:

Dönüşümü tek bir ana sıkıştırmak değil,

onu bir akış olarak kurmak.

Zanshin burada tekrar devreye giriyor:

Eylem biter.

Ama süreç devam eder.

Ve sen o sürecin içinde kalmayı öğrendiğinde:

dönüşüm kaçınılmaz olur.

 

Dönüşüm, tek bir eylem veya anla sınırlı değildir.

Dönüşüm, var olduğun, devamlılığı olan, akışkan bir durumdur.

Onun için ben de sistemimi bilgi, deneyim, ayıklama, sindirme, fazlalıkları atma ve dönüşüm üzerine kurdum.

Hem egzersizlerimde,hem mentörlük programımda.

Ve şunu net söyleyebilirim: denendi, çalıştı, onaylandı.

Sonuç olarak:

Eylem biter.

Ama etkisi devam eder.

Ve size bir soru bırakıyorum:

Sen burada hangi aşamadasın?

Cevap vermek zorunda değilsin ama bir düşün derim

Sevgiler


Podcast olarak dinlemek için;


Comments


bottom of page